Yazın Gidebileceğiniz Püfür Püfür İki Nargile Kafe

Havalar ısınmaya başladı. Dolayısı ile yavaş yavaş kapalı kafelerin yerini açık veya teraslı kafeler almaya başladı. Tam da bugün yazın gidebileceğiniz bu tarzda iki nargile kafe keşfettim.

Kariye Pembe Köşk Aile Çay Bahçesi

Bir web sitesinde rastladım. Tam olarak Fatih / Karagümrük'teki Kariye Camii yanında kalıyor. Her tarafı açık, püfür püfür bir nargile kafe. Mekan o kadar hoş ki anlatamam. Şehrin görültüsünden uzak, sevimli, buram buram tarih kokan bir yer.

Kariye Pembe Köşk
Kafenin avlusundan bir görünüm
Daracık ara sokaklardan ancak ulaşabiliyorsunuz kafeye. Sokağın sağı solu restore edilmiş tarihi ahşap binalar ile çevrili. Kafenin kendiside aynı bu binalar gibi tamamen ahşaptan. Küçük bir köşkü andırıyor. Zaten ismide bu yüzden Pembe Köşk.

Sultanahmet Meydanı'nda Binlerce İnsanın Çığlık Sesleri

Aman başlık sizi korkutmasın. Çünkü yakın zamanlarda yaşanan bir olayı anlatmayacağım sizlere. Bundan 1500 yıl öncesinde yaşanmış. Nika Ayaklanması...

I. Justinianos
Dönemin Bizans İmparatoru I. Justinianos, tahta geçer geçmez hazineyi güçlendirmek ve son zamanlarda etkisini bir hayli kaybeden merkezi otoriteyi yeniden güçlendirmek için birtakım düzenlemelere gitmiştir. Bu doğrultuda o dönemde iki önemli güç odağı haline gelen Maviler ve Yeşiller ile uğraşmış, diğer yandan ise soylular ve halk üzerinde ekonomik baskılar kurarak onları kendine düşman etmiştir.

Maviler ve Yeşiller hakkında bilgi vermek gerekirse, aslında bu iki grup bir nevi kulüp taraftarı ya da siyasi parti üyesi olarak görülebilir. Daha önceki Dev Bizans Hipodromu ve Hayal Gücüm ve Günümüze Kadar Gelen Hipodrom Koltuğu yazılarımda Sultanahmet Meydanı'nda dev bir yarış hipodromunun varlığından bahsetmiştim. İşte o dönemde hipodromda çeşitli yarış müsabakaları gerçekleştiriliyordu. Şehir halkı bu müsabakaları seyrederken zamanla dört ana kola bölündü. Bunlar Maviler, Yeşiller, Beyazlar ve Kırmızılar olarak anılıyor ve isimleriyle aynı renkte elbiseler giyiyorlardı. İlerleyen zamanlarda güçlerini yitiren Kırmızı ve Beyazlar diğer gruplara katıldı. Bu iki takım zamanla hipodromdaki rekabeti had safhaya taşıdılar.

Günümüze Kadar Gelen Hipodrom Koltuğu

Sultanahmet Meydanı'nın zamanında yarışların düzenlendiği bir Hipodrom olduğunu ve bu yüzden Osmanlı döneminde buraya At Meydanı denildiğini çoğu kişi biliyordur. Bu yazımda ise burası hakkında çoğu kişinin bilmediği birşeyi paylaşacağım.

Hipodrom Koltuğu
Sultanahmet Camii avlusundaki Hipodrom koltukları
Yukarıda görmüş olduğunuz fotoğrafı Sultanahmet Camii'nin meydana bitişik olan avlusunda çektim. Aslında bugüne kadar bu koltuğun varlığından haberim yoktu. Tesadüf eseri bir web sitesinde görünce gidip bakayım, araştırıp yazayım dedim. Sorup soruşturdum ve bu koltuğun buradaki Hipodromdan kalma bir koltuk olduğunu, zamanında bu koltuktan bu meydanda binlercesinin varolduğunu öğrendim. Fakat günümüze kadar sadece bu ikisi gelebilmiş. Kaç senelik olduğunu bilmiyorum fakat Hipodromun aşağı yukarı 1500 yıllık bir geçmişi var.

Dünyanın İlk Arabalı Vapurları: Suhulet ve Sahilbent

İlk duyduğumda bayağı bir şaşırmıştım. Biraz araştırınca karşıma çıkıverdi bu isimler. Suhulet ve Sahilbent, yani dünyanın ilk araba vapurları. Gelin bu vapurların hikayesinden bahsedeyim sizlere.

Suhulet
Dünyanın ilk arabalı vapuru: Suhulet
Zamanında İstanbul’un iki yakasında yolcu taşımacılığı yapan ve 1945 yılında hükümet tarafından satın alınıp Şehir Hatları’na devredilen Şirket-i Hayriye, ilk vapurunu İngiltere’deki John Robert White tezgahlarında yandan çarklı ve ahşap olarak yaptırmıştı. Fakat bu vapur yolcu vapuru olarak tasarlanmış ve Rumeli adını almıştı.

Dev Bizans Hipodromu ve Hayal Gücüm

Son bir kaç yazımda bu Hipodrom ile ilgili bazı şeyler karalamış fakat bir türlü Hipodrom’un kendisi hakkında bir yazı yazma fırsatım olmamıştı. Bu duruma bir son vermek amacıyla bugünlerde kendime fırsat yaratmaya çalışıyordum. Bir kaç kez bir şeyler karalamayı denedim fakat beğenmeyerek sildim. Belki yazacağım yazıya ilham verir diyerekten Sultanahmet Meydanı’na gidip etrafı kesiyordum ki o sırada hayalgücüm harekete geçti. Gözlerimi kapadım ve bir anda binlerce yıl geri gittim.

Bizans Hipodromu

Gözlerimi açtığımda ise Hipodrom’un tam ortasındaydım. Dikilitaş’ın yanında öylece duruyordum. Üstelik bu sefer ona yukarıdan değil tam olarak yanından bakıyordum. Demek ki zamanla buranın zemini bir hayli yükselmiş. Etrafım coşkulu taraftarlarla dolu tribünler ile çevriliydi. Hayretler içindeydim çünkü bu kalabalık günümüzdeki futbol stadlarında bile yok. O kadar güzel tasarlanmıştı ki anlatamam. O zamanda böyle bir şaheser inşa etmek beni oldukça şaşırmıştı.